Translate

CN Blue etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
CN Blue etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Kasım 2015 Pazar

ABU, CNBLUE, SCANDAL Ve Diğerleri (Bölüm 2)

Bölüm bir için tık

CNBLUE için hava alanında bunlar yaşanırken Scandal gurubu üyeleri bir güzel gezmiş İstanbulu. Merak ediyorum acaba onları havaalanında karşılayan oldu mu ? Ciddi ciddi soruyorum bilgisi olan varsa yoruma yazabilir.





Sonunda 28 ekim gelmişti. Uyandım. İşlerimi hallettim. Kıyafetlerimi ütüledim. Yemeğimi yedim ve hediyemi çantama tıkıp dışarı çıktım.
İnanılmaz bir heyecan vardı. Bizimkileri sahnede görecektim.

Gittiğimde başta uzun bir kuyruk gördüm. Biraz daha ilerleyince bizimkilerin gireceği kapıyı gördüm. Halı kırmızı değil maviydi.



Biraz dolandıktan sonra sıraya girdim. Tam arkamda da bir gurup vardı. Konuşmalarından anladım ki (dinlemiyordum duyuyordum arada fark var) Japan-Fans ın yöneticileri! Şansa bak. Dürüst olmak gerekirse gıcık bir tip bekliyordum görüntü olarak. Ama sempatik çıktı yönetici.
Belki bundan cesarettir 'Bende Japan-Fanstan aldım bileti' diye konuşabildim. Ama rahatlamıştım daha önce bahsettiğim konu hakkında.

Neyse çok uzun süre beklemenin ardından bir o tarafa bir bu tarafa yolladılar bizi. Tıkış tıkış girmeyi başardık binaya. Kimlik kontrolü yapmaları gerekiyordu ama yapmadılar!
Yani bu sizi üzer mi bilmem ama gelseydiniz arada kaynar girerdiniz içeri.

İçeride de beklettiler bizi bir süre. O sırada birileri ile konuştum. 'oppa çebal' baya gündemdeydi. O kız fena rezil oldu. Hakkında tagler bile yapıldı. Hatta hesap açılmış Twitterdan.

Sonsuza dek sürecekmiş gibi duran diğer beklemenin ardında da salona almaya başladılar bizi. Boş bir koltuk buldum sahneye yeteri kadar yakın ve hemen oturdum. Ara ara önümdeki kafasını sabit tutamadığı için sinirlensem de genel olarak sahneyi iyi görüyordum.

Yayın başlamadan önce kanal kameraları geçti önümüzden. Seyircileri çektiler. Sanırım bu arkadaş NHK dendi.. Sapık gibi çektim fotoğrafını ama.. O da bizi videoya alıyordu. Adil bence.

Neyse program başladı. Şu kadın çok çok uzun süre hareketsiz kaldı. Ben salona girdiğimde bile oradaydı.

Robot çok sevimliydi! Kardeşim 'ben onun fanıyım bundan sonra' diyor.

Neyse program başladı ve ilk şarkı gerçekten çok anlamlıydı. Hatta youtubedan İngilizce altyazılısını buldum. (Mozhdah)


Bu ablanın şarkısı da baya enerjikti. (Mariyam Unoosha)

Ve benim favorim (Dimash Kudaibergenov) Sesi inanılmaz! Ne dediğini anlamasam bile şarkısı daha doğrusu sesi beni duygulandırdı. Zaten Asyayı kapsayan bir ses yarışmasında birinci de olmuş. Operacı gibi mübarek. Çok yüksek notalara çıkıyor.
Kazak birde. Bir süre önce Kazak şarkıcılardan birine takılmış baya bir araştırma yapmıştım. Güzel dil.
Göz koydum buna yanaşanı ısırırım bildireyim.

Kazakistanın destekleyeni de çoktu. Bunu arada çektim. Çok şirin değiller mi >_< bir aşşağı bir yukarı merdivenleri çıkıp iniyorlardı.


Dikkatimi çekmeyi başaran diğer bir şarkıcı da Vietnamlı arkadaştı. (Dinh Manh Ninh) Başta geldiğinde bile alkışlamadım. Çok ümidim yoktu bu JYP kılıklı konusunda. Ama adam bir başladı şarkıya maşşaAllah. Birde güzel dans ediyor ki sormayın.

Ve sonunda Scandal çıktı! Şirin kızlar. Fotoğraflarını çekmeyi pek becerememişim.
Giriş yaptıklarında ayağa kalıp bağırmıştım. boğazım ağrıdı. Heyecan yaptım. Birde giderken el salladılar >_< Yani Abu ya kadar isimlerini dahi duymamıştım ama bundan sonra bir araştıracağım





Son olarak sevgili 'Sinyor Seyfi' çiçeklerden bahsetmeye başladı.. 'Çiçek ? Çiçek çocuklar ? Kore ?' gibi düşünceler yankılanmaya başladı kafamın içinde. Fotoğraf çekmek için hazırlandım ve 'Kore' dedi 'Sinyor'!

Sonrası mı ? Bende bulanık.
Sözde baştan sona çekecektim bizimkileri ama anında koltuğa bıraktım kamerayı. Tek hatırladığım Scanadala tezahurat yaparken kısılmış sesimle Cinderella yı bağırarak söylemeye çalışmamdı.. 
Bizimkilerin fotoğrafını dahi çekemedim ama zaten tv de yayınlanacak diye önemsemedim. Ama tek kelime Türkçe bir şey söylememeleri beni üzdü.

Bizimkiler gidince bende çıktım salondan hemen. Hediyeyi ulaştıracak birini aramaya. Çok sevimli bir abi hediyeyi değil, direk beni oraya götürebileceğini söylediğinde nasıl sevinmiştim anlatamam! Ama başka biri almadı içeri.. Boşver beni hediyeyi de almadı. (Gıcık)

Bende çıktım salondan.. Meğer bizimkiler sonra tekrar sahneye çıkmış!!! Ah onu da kaçırdım T^T
Şöyle bir dönüp baktım.




Sonuçta o gece CNBLUE Koreye geri döndü ve benim hediye hala çantada..
Tek istediğim duygularımı aktardığım o mektubu ulaştırmaktı aslında..

Neyse bizimkiler o gece döndü ama Scandal 29unda buradaymış. Cumhuriyet bayramından bahsetmiş ve havaifişek olur mu diye sormuş.

 Ama an itibari ile onlar da ülkeleri ne döndü ve bir güzel şeyin daha sonuna geldik.
Yakın zamanda daha güzel etkinliklerin gerçekleşmesi dileği ile bir yazının da sonuna geldik.

31 Ekim 2015 Cumartesi

ABU, CNBLUE, SCANDAL Ve Diğerleri (Bölüm 1)

Geçen sene bahsetmiştim Asiavision'dan size. Tabi o zamanlar yarışma sanıyordum -_-) Meğer değilmiş. Neyse efendim. Bu senekinin İstanbulda olacağını tee o zamandan biliyordum ve gitmek istiyordum zaten. Ama kim derdi ki CNBLUE gelecek diye !

Bunu duyduğumdaki tepkim görülmeye değerdi. Bir oraya bir buraya zıpladım, bir iki kişiyi aradım, yüksek sesle heyecanımı belirttim.. hatta bir ara koltukların üstüne bile çıktım.

Bu heyecan kısa süre sonra kursağımda kaldı tabi!

Ben yeteri kadar param var mı diye düşünürken, meğer bilet satışı olmuyormuş. Davetiye ile gidilmeli imiş. Davetiye de bulmak imkansıza yakın.

Animelerden fırlamış gibi geziyorum tabi

Derken derken.. Japan-Fans ın davetiye dağıttığını öğrendim NHK ile birlikte..
Zamanında sırf radyosu için bile girdiğim bir site olmasına rağmen, bir film bulacağım umudu ile bir kaç ay önce üye oluştum anca ve bir yorum dahi yapmamıştım forumda. Çözememiştim nedense forumu bir türlü.
Ama konu CN ken forumu iki günde çözdüm :D
Neyse bende başvurdum bu forumdan. Umudum her geçen gün azalıyordu çünkü öncelik Scandal gurubu fanlarınındı ve benimde japon müziğinde sevdiklerim yalnızca erkek gurupları.. Hani bir Kat-tun olsa bir One Ok Rock yada Hey! Say! Jump! tamam ama kız gurubu bir AKB48 biliyorum.. yada 49 mudu ? neyse o da sadece bir iki şarkısını dinlediğim bir gurup. Şarkı isimleri dahi yok aklımda. (Tamam gelmeyin üstüme işte)

Neyse efendim forum içinde bir yanlış anlamayı, boicelar olarak TRT ye ulaşma amacı ile yapılan tag de dile getirip gereğinden ağır konuşmuşum (hakaret yok) ve nasıl olduysa sitenin yöneticisi de görmüş bunu. (Daha sonra yaptığım hatanın farkına vardığımda sildim sanıyordum oysaki)
Ee si bir güzel laf yedim ve olan şansımı yitirmem yetmezmiş gibi yeni yeni çözdüğüm foruma giremeyeceğim diye üzüldüm. Kurdum kafada kurdum.
Neyse Allahtan özür dileyince kapandı konu.Yine de kazanma şansımın içine ettiğimi düşünüyordum.

Derken bir gün dizi arasında orada konuştuğum birinden yanıt gelmiş mi diye bakarken, birde ne göreyim yöneticiden mesaj.. Endişe ile açtım bir baktım ki.. Davetiye kazanmışım!!
Gecenin bir yarısı fırladım odadan heyecanla!

Bizimkiler de sevindi benimle birlikte.

Derken derken 26 ekim oldu. Bizimkiler için hazırladığım hediyeye gece yarısı yetiştirdim ve mektubu tamamladığımda bir internete bakayım dedim.
Bizimkiler havaalanına gitmiş olmasın tam da o anda! Birde tweet tam bilgisayarı açtığımda!
Gaza getirdi Türk fanları ve ertesi gün havaalanı tıklım tıklımdı!


Beklerken güvenlik görevlilerini canından bezdirenler oldu. Çok üzüldüm o güvenlik görevlileri için. Hayır birde utanmadan nasıl cevaplar veriyorlardı.
Neyse.

Bizimkiler çıksın diye saatlerce bekledik. Uçağın iniş saatine daha çok olduğunu bilsem de gelen her çığlıkta 'Acaba erken mi indi?' diye düşünmeden edemiyordum ve tam 3 kez boşa heyecanlandım.

Uçak gecikmeli indi. İndikten sonra da yaklaşık yarım saat kadar geçmesine rağmen bizimkiler görünmedi.
Fanların sabrı biraz taştı tabi. Tezahurata başladılar. Yapanları kınamıyorum ama arkadaki insanlar alay etti ve gelen yabancılar korktu.



Bizimkiler geldiğinde de ortalık karıştı tabi. Tek kare resim çekemedim.
Bir süre uzaktan takip ettim hava alanı içindeki kalabalığı ama çekmeye çalıştığım videoda yalnızca fanların kolları görünüyordu.
Sonunda bizimkiler havaalanı çıkışına geldi ve diğer fanlar takibe devam etseler de ben ümidi kesip geri döndüm.

Kamerayı kapatıp arkama dönmemle birde ne göreyim! Jung Shin! Hemen yanına baktım Yong Hwa!
Meğer gidenler yalnızca Jong ve Min miş! 
Tam dibimde bunları görünce birden ne yapacağımı bilemedim ve bastım çığlığı! 
Hanımefendiliğimi bozmadım ama. Elimle azımı kapattım o sırada. Ve bizimkiler yanımdan geçti gitti bir kalabalıkla. 

Elim ayağım titriyordu. Hediyemi de verememiştim. Ama mutluydum.

Önceki gece heyecandan uyuyamamış olmama rağmen. (Hiç uyumadım) 
Kahvaltıda bir dilim kızarmış ekmek dışında midem boş olmasına rağmen ayakta kalmayı başardım. Hoş eve gelince devrilip uyudum ama deydi :D

Havaalanında olanlar iki farklı bakış açısı ile ele alınıyor; Biri 'rezil olduk!' diğeri 'çok fanı olduğunu gördüler bu iyi bir şey'

Bana soracak olursanız evet çok fanı olduğunu herkes gördü ve bu olası bir konser için iyi olmuş olabilir bir ihtimal ile. Ama yine de çocukların üstüne atlama gibi durumlar olmasaydı çok daha iyi olacaktı. Yani oradayken fark etmedim ama sonrasında izlediğim videoda bizimkilerin üstüne atlamaya çalışan iki kızı nasıl durdurduklarını gördüm. Rezalet!
Çığlık atmak yada arabaya kadar peşinden gitmek gayet normal. Ama üstüne atlamak, duvara sıkıştırmak ve çocukları taciz etmek bize yakışmadı. Dünyanın başka yerlerinde de böyle olabilir. Ama yine de bize yakışmadı.

23 Temmuz 2015 Perşembe

50 CNBLUE Şarkısı (2)

50 CNBLUE şarkısı'nın devamı

51) Man İn Front Of Miror
52) Voice

53) Let Me Know

54) Now Or Never

55) Why
56) Still İn Love

57) Don't Say Goodbye
58) Cold Love


59) Love

60) İ'm A Loner
61) i'm Sorry
62) With Me

63) Yes / Kimo



64) Yong Hwa - Mileage

65)Yong Hwa - One Fine Day


66) Yong Hwa - Checkmate
67) Go Your Way


68) Min Hyuk - Star 


69) Never Too Late


70) One Of A Kind

71) İ Will Forget You

72) İntro [Thank U]

73) Arigato 


74) Sweet Holiyday

75) Black Flower

76) Eclipse


77) I Don't Know Why


78) Love İn The Rain


79) Thank You

80) Ilusion

81) Coward

82) İn My Head

83) Mr. KIA Know İt All

84) Rain Of Blessing


85) Dream Boy


86) Run (Şarkının başı nedense bana Barış Manço'yu hatırlatıyor)

87) Jong Hyun - My Love


88) My Miracle

89) Ring (Bu da bir şarkıyı hatırlatıyor başlangıçtaki melodisiyle ama.. Bulan varsa söylesin lütfen)

90) With Your Eyes

91) Monday

92) Jong Hyun & Juniel - Love Falls

93) Diamond Girl

94) Love İs..


95) Would You Come To Me


96) Control


97) Lonely Night

98) Paradise

99) Jong Hyun - How Awesome

100) Stay Sober


21 Nisan 2015 Salı

Starry Night (Bölüm 39 - 'Bana Ulaş')

"Odun! Odun! Kendini beğenmiş, Kore odunu!"  Yıldız ne kadar hakaret etse de sakinleşemiyordu.
Sol elinin üstüne tekrar baktı ve 'Ağh!' diye bağırdı, ciğerlerindeki tüm hava boşalana dek.  Yol boyunca ovmasına rağmen elinin üstündeki yazıdan kurtulamıştı.
"Sağduyu yoksunu odun!"  Yerde duran  yastık, sağlam bir tekmeyle önce duvara, ardından yere yapıştı.
"Bana ulaş deyip te..."
İkinci bir tekmeyle yastık kendini mutfak dolabında buldu.
"...ulaşabileceğim tek numara'nın  kayıtlı olduğu telefona şifre koymuş!!" Ve yastık yeni bir tekmeyle başladığ yere geri döndü.

Bu böyle olmayacaktı. Yıldız evde kalmaya devam ederse, ya eşyalarından olacaktı ya da evden kovulacaktı.. Düşünemiyordu.. Daha fazla oksijene ihtiyacı vardı. Ve sonunda kendini yine Han nehri'nin kenarında buldu.
Soğuk havayı hesaba katmadığı için donmak üzere olsa da, biraz olsun sakinleşmeyi başarmıştı. Jong Hyun u öldürmeden önce ona ulaşmanın bir yolunu bulmalıydı.
İç sesine kulak vermeliydi.. İç sesi.. İç sesi ona ne söylüyordu ? 
"Kyaa~ Oppam yeni bir fotoğraf paylaşmış!"    
'Dur bir dakika..' Yıldız hemen yanında cırlayan liselilere döndü. Sosyal medya!
Tabi ya! Hangi çağda yaşıyordu Yıldız ? Artık telefonlar, internet için vardı.

Yıldızın sosyal medyayla ilgisi yoktu. Dolayısıyla herhangi birinde hesabı da. Ama açmak ne kadar uzun sürebilirdi ki ? Tek bir sorun vardı sadece..
Jong Hyun denen odun sosyal medya kullanıyor muydu ?

***

"Ciddi olamazsın. Bana ciddi olmadığını söyle." Tüm hikayeyi dinleyen Yong Hwa, Jong Hyun'un söylediklerine inanamadı.
"Hepsi doğru."
"O kızların, Woo Bin'in yeni evinde ne işleri vardı peki ?"
"Hiç bir fikrim yok."
Jong Hyun'un olaylara karşı kayıtsız tavrı, Yong Hwayı daha da şaşırttı.                                                      "Ve umrunda değil öyle mi ?"
"Yani.. Benim de kafama takıldı ama en kötü itimalle ne olabilir ki ?"

Ne Jong Hyun, ne de Yıldız, Dilara ve Kim Woo Bin'in dolandırılıp aynı evi satın aldıklarını biliyordu. Buna rağmen, normal insanlar gibi olayı merak etmek yerine, sadece sonucu düşünüyorlardı.
Yıldız için sonuç, bir hafta öncesine geri dönmekti. Jong Hyun için ise, Yıldızı biraz olsun peşinden koşturma şansıydı.
Her iki taraf ta bir fırtınanın kopacağını biliyordu. Yıldız fırtınayı başlatmaya hazırlanırken, Jong Hyun da hortumları kayda almak isteyen insanlar gibi, kendini güvenli bir yere sabitlemiş, ne pahasına olursa olsun kayda değer fırtına için bekliyordu.

"Yitirdi.. Sonunda aşırı yoğunluk ve kültür şokundan aklını yitirdi."
Yong Hwa ve Jong Hyun arkalarını döndüklerinde, olayı başından beri sessizce dinleyen Jung Shin i fark ettiler. Jung Shin.. Hiç akıllanmıyordu cidden.
Jong Hyun kafasını sağa sola yatırarak boynundaki kasları esnetti.                                                 "Sonra niye seni dövdüğümü soruyorlar." Kollarını ileri doğru itip parmaklarını çıtlattığında Jung Shin de yerinden fırladı.
"Hatalıydım! Hatalıydım hyeong!"

***
 Mika, eve gelir gelmez üzerini değiştirmiş ve kendini yatağa atmıştı. Akşam üzeri uyuduğu için uykusu gelmiyor, boş boş yatmak onu çeşitli düşüncelere itiyordu.. Min Hyuk gibi.. Fotoğraf çekimi sırasında, onun teklifini, heyecanı yüzünden nasıl reddettiği gibi..
 Min Hyuk, yeni dizisinin çekimlerini bitirir bitirmez yurda dönmüştü. Çok yorgun olduğu için, diğer üyelerin çıkardığı sesleri duymazdan gelip, yatağında kalmayı tercih etti. Ama ölecek kadar yorgun hissetmesine rağmen gözüne uyku girmiyordu. Nedense gözünü her kapadığında, tetris oynarken kendi kendine konuşan Mikayı görüyordu.
Mika'nın yüzü, Min Hyukun, Jung Shin ile birlikte ona bakıp güldükleri anı düşününce kızardı ve genç kız ani bir hareketle yorganı kafasına kadar çekti.
Min Hyuk, teklifinin acımasız reddedildiği anı hatırladı ve yorganını aşşağıya doğru tekmeleyerek ayaklarının altına aldı.
Mika, kendi boyunun, Min Hyuk'unkinin yanında ne kadar kısa kaldığını düşündü ve sinirle , yorganını havaya doğru tekmelemeye başladı.
Min Hyuk'un gözünde, Yıldız'ın telefonunu cevapladığı an canlandı. Mikayı ilk görüşü.. Gülümsedi ve sağ tarafına döndü.
Mika, Min Hyuk'un 'Kang Min Hyuk's lady' yazısını gördüğünü biliyordu. Rezil olduğunu düşündü ve yorganını tekmeleyerek yere attı.

Kısa bir an için bile olsa, tetris oynarken, Mika ve Min Hyuk un yüzleri arasında bir kaç santim mesafe kalmıştı... İkisi birden kızardı ve başlarının altındaki yastıkları, yüzlerine kapattılar.

Mika, Min Hyuk un ne kadar yakışıklı olduğunu ve seviyeleri arasındaki farkı biliyordu. 
Min Hyuk, Mika'nın bu şirin haliyle, kesinlikle bir erkek arkadaşı olduğunu düşünüyordu.
Ayrıca, Min Hyuk ulaşılmaz bir idoldü.. Mika, büyük ihtimal bir sürü idole hayran olan, gerçekte hiç birinden tam anlamıyla hoşlanmayacak olan bir fandı.

İkisi de umutsuzdu. İkisi de gerçekleri bilmeden kendilerince çıkarım yapıyorlardı. Yine de birbirlerinden ne kadar hoşlandıklarının, yani en azından kendi duygularının farkındaydılar.
Birilerinin aksine..
Jong Hyun ve Yıldız, kendilerini birbirlerinden nefret ettiklerine o kadar inandırmıştı ki, yüz yüze geldiklerinde, tartışmak ve laf sokmak dışında bir şey yapamıyorlardı.
Jong Hyun kısa bir an için aşık olduğunu düşünse de hala inkar etmeye ve aksi bir kanıt aramaya çalışıyordu.
İkisi de aralarındaki bağlantı için mantıklı bir sebep bulduktan sonra, sonsuza dek bitirmek istiyorlardı. Ne kadar canlarının yanacağından bir haber..

Eğer aralarındaki her şey, fotoğraf çekiminde bitseydi, Yıldız bir daha mavi kıyafetler giyemeyecekti. Hemde o rengin verdiği rahatsızlığın sebebini bilmeden.
Jonh Hyun gece gök yüzüne bakıp ta yıldızları her fark ettiğinde, derin bir nefes alacaktı, içine çektiği oksijen ne kadar fazla olursa olsun, yeterli değilmiş gibi hissederken.

Peki ya sonuna kadar giderlerse ne olacaktı ?

Yıldız ve Jong Hyun un arasında romatik bir ilişkinin olma düşüncesi bile komikti. Birbirlerine benzemiyorlardı. Birbirlerinin ideal tipi bile değillerdi.
Büyük ihtimal, sonunda Yıldız Meteyi fark edecek, Jong Hyun ise bir ünlü ile çıkacaktı... Yada, belki de öyle olmazdı ?

"Aptal!! Bana ulaş deyip te ulaşacağım bir numara bırakmadan gidiyorsun! Asıl sen bana ulaş!" Jong Hyun, yüklediği son resme yapılan yorumu görünce, gözlerini, bir asyalı için imkansız gibi görünecek kadar açmıştı.
"Hayır, Hayır! Bunu internete yazmış olamaz!"

20 Mart 2015 Cuma

Starry Night (Bölüm 38 - Temizlik Ve Karşılaşmalar)

Yıldız kafasını sehpadan yavaşça kaldırdı. Yüzünde boydan boya üzerinde yattığı kalemin izi çıkmıştı. Ne zaman uyuya kalmıştı ki ?

Yüzünü kaşıdı ve bayık gözlerle cep telefonuna baktı. Saati görünce gözleri kocaman olmuştu. Dilarayı unutmuştu, geç kalacaktı.



Yerinden fırlayıp eşyalarını kenara itti ve hoş ince bir kazak giydi. Böylece hem şık olacaktı hemde rahat iş yapacaktı. Kazağı ince olduğu için evde terlemeyecekti de.

Aynanın karşısına geçti. Perçemini önünde bırakıp saçlarını arkaya topladı ve bir kez kendi etrafında çevirip kazağıyla uyumlu dişli bir toka taktı



Hazır gibi görünüyordu.. göz altı halkalarını saymazsa tabi. Biraz fondötenden zarar gelmezdi.



Koyu halkalar tüm yüzü, fondöten göz kalemini izledi ve en sonunda Yıldız kendini ayna karşısında '*aegyo' yaparken buldu.



Mika gelip onu aynadan ayırmasa akşama kadar devam edebilirdi. Neyse ki Yıldız ayna karşısından uzaklaşmayı ve taksiye binmeyi başarmıştı.



Yolculuğun sonunda Dilara'nın evine çok geçikmeden ulaşmayı başarmışlardı.

Ama evi gördüğünde Yıldız ayna karşısında topladığı tüm öz güveni yitirdi.



Önlerindeki ev kocaman, iki kalktı ve müstakildi. Yıldız dışında Koreye gelen tüm Türkler köşeyi mi dönmüştü ? Dilara'nın evden atılmış zavallı bir kız olması gerekmiyor muydu ?



Bir yıl.. Yıldız kos koca bir yıldır oturduğu çatı katından dahi kurtulamamışken, yaşıtları iki katlı evlerde yaşıyordu.. Hatta Dilara Yıldızdan küçüktü.



Yıldız mı çok yeteneksizdi yoksa çevresindeki insanlar mı çok başarılıydı ?

Kendi ayakları üzerinde durmak bu kadar zor muydu ? Sonunda hayatı boyunca ailesinin mirasını yiyen biri mi olacaktı ?



"Bittik biz!"

Yıldız düşüncelerinden sıyrıldı ve gözleri kocaman olmuş mikaya döndü.

"Niye ? Ne oldu ?"



"Bu ev.." dedi Mika ve yutkundu. "..eğer temizlemeye kalkarsak ölürüz.."



Yıldız dayanamadı ve kahkaha attı. İkisi bakış açıları konusunda iyi bir örnekti.



"Merak etme. Hepsini bize temizletmez.. herhalde"



Mika endişeliydi.

"Ya temizletirse ?"



Yıldız sinsi bir ifade takındı.

"Bide kaçarız. Tabi önce eve girmeliyiz. Burada dikilmek evi küçültmeyecek."

Tekrar Mikaya döndüğünde tembel arkadaşının yavaş yavaş geri adım attığını gördü. "Gel buraya!" dedi ve kolundan tutup kapıya kadar neredeyse sürekleyerek getirdi.



Zile bastı ve beklemeye başladılar.



İçeriden önce bir takırtı geldi. Sonra bir erkek sesi, 'Sorun yok ben iyiyim'

Kısa bir sessizlik oldu ve ardından kapı yavaşça açıldı.

Kızların beklentisinin aksine kapıyı açan Dilara değil, dağılmış saçları ve şaşkın yüz ifadesiyle onlara bakan Meteydi.

"Sizin burada ne işiniz var ?"



Yıldız da en az onun kadar şaşkındı.

"Asıl senin burada ne işin var ?"



Mete yanıt veremeden Dilara yanlarına gelmişti.

"Yıldız! Gelmişsin. Ne duruyorsun? İçeri gelsene."



Yıldız Meteyi işaret etti.

"Şey.. Siz..." derken Dilara onu kolundan tutup içeri çekmişti.



Yıldız daha Mete ile karşılaşmanın verdiği şaşkınlığı atamamışken, elinde koli ile ona bakan Korayı gördü.. Eski arkadaşlarından biri.. Görmeyeli yıllar olmuştu. Bir an kim olduğunu tam anlayamadan boş boş baktı. Rüya mı görüyordu ?



Yeni tanıştığı Türk kız, Mete ve Koray aynı evdeydi..



Koray da en az Yıldız kadar şaşırmış olmalıydı ki elindeki koliyi yere düşürdü.

Bir süre Mete, Yıldız ve Koray sessizce bakıştı. Kimse ne diyeceğini bilmiyordu.



Sonunda Dilara konuştu.

"Şey.. araya girmek istemem ama..yoksa siz ?





Koray "Evet" dedi düşürdüğü koliyi ayağıyla itip ortadan kaldırırken. "Doğru anladın. Birbirimizi tanıyoruz."



"Siz ikiniz birbirinizi nereden tanıyorsunuz ?" Yıldız bir an duraksadı ve Korayı işaret etti. "Peki ya o nereden çıktı ?"



Dilara önce Koraya ardından yine Yıldıza döndü. "O derken.. Koray mı ?"

Sonunda Mete de araya girdi. Kimin kime ne dediği belli olmuyordu.

"Asıl sen bu kızı nereden..."



Kenarda olan bitene balık misali bakan Mika, daha fazla bu gürültüye dayanamadı.

"Yeter! Herkes bağırmayı ve Türkçe konuşmayı kessin. Anlıyorum, şaşkınsınız ama ben burada dururken şu yaptığınız büyük bir saygısızlık. Burası asya." Şirin ve küçük Mika'nın içinden canavar çıkmış gibiydi. "Her kes bir yere otursun ve sırayla açıklama yapsın lütfen!"



Yıldız bile Mikadan böyle bir tepki görünce şaşırdı. Ama hak ta vermişti.

"Pekala, herkesin bildiği ve bilmediği şeyler var gibi. Sırayla anlatırsak sorun çözülür."



"Sen başla Mete" dedi Koray. Gözlerini Meteninkilere kitlemişti. "Herkesten çok bildiğin açık. Yıldızı gördüğüne değil de burada gördüğüne şaşırmış gibisin."



Odadakilerin bakışları ona kaydığında Mete bildiği her şeyi unutmuş gibi bakıyordu.

Herkesin, özellikle de Yıldızın önünde onu Koraydan dahi kıskanacak kadar çok sevdiğini söyleyemezdi.



İki küçük adım attı ve Korayın yanına gidip kısık sesle konuştu.

"Bir şeyleri gizlemem hataydı. Biliyorum. Ama şu an açıklayamam. Buradan çıktığımızda en ince ayrıntısına kadar açıklayacağım. Lütfen şimdilik beni idare et."

Korayın kötü bakışlarını ve sessizliğini 'evet' olarak kabul eden Mete herkesin duyabileceği şekilde devam etti konuşmasına.

"Yıldızın Korede yaşadığını kısa bir süre önce öğrendim. Ardından ailesinden yaşadığı yerin adresini ve numarasını aldım. Dilara dışında herkes zaten biliyor ama Yıldız 'çok sevdiğim' çocukluk arkadaşım. Ve tabi Koray da.."



Cümlenin sonuna Korayı da eklediği için kimse şüphelenmemişti ama yine de herkesin içinde Yıldızı sevdiğini söylemek, düşündüğünden fazla gerilmesine neden olmuştu.. Hiç iyi değildi.. Mete resmen ergen kızlar gibi davranıyordu.



"Peki ya Koray ?" diye araya girdi Yıldız.



Koray elini kaldırıp "Selam Yıldız." dedi geçte kalmış olsa. "Ben bir süredir ailem ile burada yaşıyorum. Metenin Koreye geldiğini duyunca o hayırsızı bulayım dedim ve bulunca da biraz iş yükleyip kuzenime yardım için çağırdım. Ah bu arada, Dilara, kuzenim. Tabi sizin bağınız hala bir gizem."



"Biz" diye yanıtladı Dilara. "Eski komşularız. Mika üstkat Yıldız sa karşı binadan komşumdu. Tanışalı çok olmadı tabi."



"Tuhaf karakter bağlantıları check." Yıldız havada büyük bir onay işareti (✓) yaptı parmağıyla. Herkesin ona baktığını görünce sesli konuştuğu için pişman oldu. "Ihım şey, yani.. sorun çözüldüğüne göre işe başlayalım mı ?"



Yıldız listenin yalnızca son kısmını sesli söylemişti.Kafasının içindeki 'Kore dizileri ve benim hayatım' listesinde ilk sırada 'Olabildiğince tuhaf bir şekilde ünlü veya zengin biri ile karşılaşmak.' yazıyordu. Devamı ise Onunla anlaşamama , Tuhaf tesadüfler , Eski arkadaşın birden ortaya çıkması ve Daha fazla anlamsız tesadüftü.. Ne eksik kalmıştı ? Araba kazası !?

Yıldız "Kaza geçirmek istemiyorum." diye mırıldandı.

İlla olacaksa Jong Hyun a araba çarpabilirdi. Hem belki o devasa egosu ağır hasar görür, ameliyatla alınırdı...





Düşünceler, 'Ee neler yaptın görüşmeyeli?' temalı konuşmalar ve derin anlamlı bakışmalar ile birlikte yapılan temizlik, saatler sürmüş ve herkesin pili bitmişti.



'Biraz oturacağız sadece' diyen Mika, Yıldız ve Dilara yorgunluğa yenilmiş ve uyuya kalmışlardı.

Zaten işin çoğu bittiği için bunu fırsat olarak gören Mete ve Koray, rahat konuşmak, ardından da eve gitmek için kızlara bir not bırakıp dışarı çıktılar.



***



Provadan çıktığında Woo bin ile buluşan Jong Hyun, önce yurda döndü. Woo Bin kalan bir iki eşyasını alırken, o da yorgunluktan kurtulmak için duşa girdi. Sonunda ikisinin de işi bittiğinde biraz alışveriş için dışarı çıktılar ve saatlerin ardından Woo Bin in yeni evine vardılar.



İki katlı büyük beyaz bir ev..



Woo Bin kapıyı açtığında içeri ilk giren Jong Hyun oldu. İçeriyi gördüğünde bir an tereddüt edip Woo Bin e döndü.

"Hyeong, üç tane biraz fazla değil mi ?"



"Ne ?" Woo Bin de içeri girdi ve biri yerde kollarını açmış, diğeri kafasını koltuğa gömmüş yatan iki kız gördü. Bir adım daha atınca koltuğun arkasındakini de farketmışti.

"Ne yazık ki ben bu kızları tanımıyorum. Tanısam eve seninle gelmezdim."

Kaşlarını kaldırıp dudağını büzdü ve kızlara bir kez daha baktı.

"İkisinin yüzü görünmese de güzel kızlara benziyorlar."



"Tamam ama bu kızların burada ne işi var ?"



"Bilmem. Evsiz, fan yada temizlik ekibinden olabilirler. Hatta evin sahibinin değiştiğini bilmeyen arkadaşlar.. Her ne ise onlar uyanınca öğreniriz."



"Bana da haber verirsin öğrenince. Artık gitmem gerekiyor."



Woo Bin, sırtı dönükken sağ elini havaya kaldırarak umursamaz ve havalı bir şekilde 'güle güle' derken üst kata çıktı.



Jong Hyun da evden çıkmadan önce kızlara bir kez daha göz attı. Kafasını koltuğa gömmüş olan yüzünü dönmüştü.

Jong Hyun önce gözlerini kıstı sonra şaşkınlıkla kocaman açtı. Yıldız yine umulmadık bir şekilde karşısına çıkmıştı! Rüyası doğruysa son kez olacaktı.



Genç adam, şaşırmak, ürpermek ve mutlu olmak arasında bir duyguda kalmıştı.

Yıldız burada ne yapıyordu ? Jong Hyun ne yapacaktı ?



Yavaşça yıldıza yaklaştı. Cebinden yarısı dışarı çıkmış telefonunu çekti ve uyanmadığını kontrol etmek için bir kez daha baktı.

Yıldız çok deli uyuyor olabilirdi. Ama çok tatlı uyuyordu.



Jong Hyun telefonun ayarlar kısmına girdi ve şifreyi değiştirdi. Telefonu kapatıp aldığı yere koydu ve kendi cebinden bir kalem çıkardı.



Tecrübelerine göre Yıldızın uykusu ağırdı. O yüzden korkmadan genç kızın sol elinin üstüne imzasını attı ve altına ' Yeni şifreni öğrenmek istiyorsan bana ulaş. -JH-' yazdı.



Tam gidecekken Yıldızın gözünün üstüne düşen perçemini fark etti ve yavaşça kulağının arkasına yerleştirdi.

Elini bir süre çekmedi.

Arkada yatan kızdan bir mırıltı duyunca aniden evden çıktı.



Yıldızın orada ne işi olduğunu bilmiyordu. Ama bildiği bir şey vardı. Yıldız ile ilgili her şeyi berraklaştırmak için onu görmeye devam etmeliydi. Ve görmek için de kendi şansını yapmalıydı.

12 Ocak 2015 Pazartesi

Starry Night (Bölüm 37 - Konser Provası)

Cnblue üyeleri sabahın köründe toplanmış, yaklaşmakta olan konserleri için provaya hazırlanıyorlardı.

Kontroller yapıldı, son olarak Jung Shin de gitarını omuzuna asıp, dağılan saçlarını kafasını savurarak düzeltti.

Yong Hwa gitarıyla yumuşak bir melodi çalmaya başlamıştı. Kendini ritme kaptırdı. Mikrofona azını dayadı ve konserdeki bütün kızların çığlık atmasına sebep olacak sesi ile şarkı söylemeye başladı.
"Listen to my story, i saw a fallen staa~r.."

Sanki bütün vücudu müziğin kontrolü altındaydı. Şarkıyı söylemiyor, adeta yaşıyordu.

Ardından Jong Hyun un sırası geldi. Sesinin ve yüzünün müthişliğine rağmen, bütün dikkatleri kollarına çekecek, sıfır kollu bir t-shirt giymişti.
Aynı anda şarkı söyleyip gitar çalarken, bir yandan da gözlerini kapatmıştı.
"Konu sekaide kagaya itteru, kimi to boku no hana shiwo shitteru~"

Jung Shin de ona eşlik etti.
"Kawarrazu soba ni ite kureru, kimi no kokoro ga hikaraseiteru..."

Yong Hwa nın söylediği gibi, birlikte sahnedeyken çok iyi görünüyorlardı. Hatta mükemmel..
Yılıdz sa bu manzarayı görmediği için neler kaçırdığından bi haber dudaklarını uzatmış, burnu ve üst dudağı arasına sıkıştırdığı kaleme konsantre olmuştu.

Sağ kulağının arkasında başka bir kalem daha vardı. Perçemi yüzüne düşmüş, başka bir kalemle tutturduğu saçı dağılmaya başlamıştı.

"Lanet ilham!" diye bağırdı, burnu ve dudağı arasındaki kalemin masaya düşmesine izin verdikten sonra.

Son zamanlarda değişen hayatı yüzünden çok yorgundu. Normalde daha yollaması gereken bölümün zamanı dolmadan yeni bölümler yazan Yıldız, artık ucu ucuna yetiştiriyordu bölümleri.
Daha önceden yedekledikleri olmasa belki de çoktan kovulmuştu.

Ama onun bir suçu yoktu.. Değil mi?
Ne zaman yeni sahne düşünse, aklına gelen Mete ve Jong HYun un suçuydu hepsi.
Kalemi eline aldığında sızmasına neden olacak kadar yorucu yeni hayatının suçuydu.

Bu gün gideceği Dilaraya yardım etmek te onun suçu değildi. Etik değerler suçluydu.
Yıldız sırf vakit bulacak diye bir Türk ü yabancı ülkede yalnız bırakacak kadar kötü biri değildi. Kendi taşınırken çektiği zorlukları başkasının da çekmesini istemezdi.

Hayır, hayır. Tüm suç haftalardır gelmeyen o lanet ilhamdaydı.

En sonunda vazgeçti. Akşam yazacaktı. Ne de olsa hala biraz vakti kalmıştı.

***

"Demek Koreye gelme sebebin bu ?" dedi Koray, bitirdiği su şişesini sıkıştırıp içindeki tüm havayı boşalttıktan sonra. Ardın da kapağını sıkıca kapattı.

"Evet, o Koreli arkadaş çok met edince, Amerika ve Avrupanın ardından birde Asyayı göreyim dedim."

Aslında Mete tam anlamıyla yalan söylüyor sayılmazdı. Fransadayken Koreli biriyle tanıştığı doğruydu. Bir süre asyada yaşamak istediği de.. Hatta yeni bir dil öğrenmeye bile başlamıştı.
Ama ne planladığı süre yakındı, ne de gelmek istediği ülke Koreydi.

O Japonyaya gitmek istiyordu. Fuji dağının, *sakura yaprakları ile süslenmiş sokakların ve rengarenk **yukatalar giymiş insanlarla dolu çeşitli festivallerin fotoğrafını çekmek istiyordu.
Kısacası Yıldızla yapmayı planladıkları her şeyi yapacaktı. Zamanı gelince.. Yıldızı düşünmek artık acı vermediğinde..

Ama işler değişmiş, Mete apar topar Koreye gelmişti. Nedense gerçek nedenini Koraya söyleyemedi.

"Peki bizimkilerden başkasıyla görüştün mü daha önce ? Amerikaya gittikten sonrasından bahsediyorum tabi."

Mete düşünceli bir şekilde kafasını salladı.
"Evet. Fransadayken Serhatla karşılaştım. Bir ay önceydi. Yeni evlenmiş ve balayına Fransaya gitmişler. Onunla karşılaşmamız mucize gibiydi. İnsan kadere hayran kalıyor böyle zamanlarda."

"Ciddi misin ?" dedi Koray büyük bir şaşkınlıkla. "Aramızda en genci oydu oysaki. Yıldız dışında tabi"

"Evet, Yıldız en gencimizdi." Mete bir an ses tonunu ayarlayamasa da neyse ki Koray fark etmemişti onun kendi içinde yaşadığı ikilemi.

Mete'nin küçükken en sevdiği arkadaşı Koraydı Onu seven kısmı 'Yıldız da burada' demek istiyordu. Ama bir yandan da kıskançlık engel oluyordu.
Yıldızı Koraydan kıskanmak mantıksızdı ama konu Yıldız ken Mete'nin mantığı çalışmazdı.

Mete Yıldıza aşıktı. Küçükken Serhat ta..
'Ya Koray da benim gibi kimseye söylemeden ondan hoşlanıyorsa ?' diye düşündü.

"Neyse benim kalkmam gerek" Koray Mete'nin düşüncelerini bölmüştü. "Kuzenim taşınıyor ve yardıma ihtiyacı var. Senin başka bir işin var mı ?"

"Hayır, tüm gün boşum. Neden sordun?"

Koray elinin tersiyle, hemen yanında oturan Mete'nin sol koluna vurdu.
"Fazladan kas gücü fena olmazdı hani."

Mete önce koluna sonra Koraya baktı.Tıpkı eski günlerdeki gibi, kocaman bir gülümseme vardı Koray'ın yüzünde.
Metenin içini bir sıcaklık kapladı. Ne Amerikada, ne Fransada yaşayabildiği bir histi bu. Sadece küçükken, küçük arkadaş gurubuyla vakit geçirdiğinde hissedebildiği bir duyguydu. Ailesiyle birlikteymiş gibi..

Mete eski günlere mi dönmeye başlamıştı ?
Önce Serhatla karşılaşmıştı. Ondan Yıldızın haberini almış, Koreye gelmişti. Şimdi de Koray.

Ülkesinden ayrı kaldığı sürece gün be gün soğuyan, duygusuzlaşan Mete, tekrar kendinden başka birilerini önemsemeye başlamıştı.

"Bir tek sen mi varsın yardım edebilecek ?"

"Hayır, birde Arda var. Kuzenimin arkadaşı. Sen gelirsen üç erkek birde kuzenim olacağız."

Mete kısa bir süre düşündü.
"Neden olmasın.. Ama bir an önce kalksak iyi olur."

"Neden? Bir sorun mu var ?"

Mete etrafa bakınca Koray da onun bakışlarını takip etti.
İkili, manzarası güzel park gibi bir yerde, bankta oturuyordu.

"Sorun değil de.. başka yer bulamadın mı buluşacak ? Buradaki herkes çift ve bize çok tuhaf bakıyorlar."

***

Prova bittiğinde Jong Hyun herkesten önce çıktı. Kim Woo Bin ile buluşacaktı ama yine aklındaki tek şey Yıldız dı. Daha doğrusu rüyasıydı.
Dün de rüyasına girmişti. Ama karşılaştığı anca Mete olmuştu.

Kafasını sağa sola salladı. Neler saçmalıyordu böyle ? Sırf rüyasında gördü diye karşılaşacak değildi.
Yine de karşılaşmak istiyordu.. Peki ama nasıl ?

'Kaderimizde varsa karşılaşırız.' diyecek hali yoktu. Zaten kaderleri onları defalarca karşılaştırmıştı. Bundan sonra iş başa düşmüştü.
'Endişelenecek bir şey yok.' diye mırıldandı. En azından Yıldızın numarasına sahipti.

Aramak için bahane üretmek zor değil.. Min Hyuk tan bahsedebilir di.

'Selam Yıldız.. hatırladın mı ben Jong Hyun ? Son karşılaşmamızı da hatırlıyorsunuzdur. Min Hyuk o günden beri arkadaşından bahsedip duruyor. Gel aralarını yapalım. Birbirimize gıcık olsak ta arkadaşlarımız için bir randevuya katlanacağız.. Ne randevusu mu ? Dördümüz birlikte çıkarsak skandal olmaz. 'Yabancı fanlarla yapılan bir etkinlik' der geçeriz.'

Bu olmazdı. Kendi çıkarları için Min Hyuk u gammazlayamazdı. Sonuçta gurup arasında konuşulan gurup arasında kalırdı. Ayrıca az önceki hayali konuşma kendisine bile komik gelmişti.

"Yine de~" dedi Jong Hyun. "Bir skandal çıkarsa iyi kurtarırım.. Kalp hızlı çarpınca beynime kan gitmeye başladı galiba. Birde aşk insanı aptallaştırır derler."