Translate

9 Ekim 2014 Perşembe

Starry Night (Bölüm 29 - Woo-Bin CN Yurdunda Kalıyor)

Jong Hyun yatakta doğruldu ve odaya bakındı. Han nehrinin kenarında değil evindeydi.

Yorganı yatakta değildi. Woo Bin düşerken onu da yanında götürmüş, şu an da yastık olarak kullanıyordu.

İki uzun boylu adamın tek kişilik bir yatakta birlikte yatmalarının pratikte teoriden daha zor olduğunu düşündü Jong Hyun. Kafalarını ters yöne koymaları bir işe yaramamıştı.

Jong Hyun düşenin kendisi olmadığına sevindi. Ama ne yazık ki çok uzun sürmemişti çünkü rüyasında parçalar hatırlamaya başlamıştı.

Türk kız.. bir hafta içinde onun kafasını karıştırmayı başardı.
Jong Hyun onu rüyaları dahil her yerde görmekten usanmıştı. Ama yine de saçma bir çelişki olmasına rağmen onu tekrar görmek istiyordu. Rüya, hayal veya gerçek! Sebebi veya nerede olduğunu önemsemeden. Zaten hiç bir zaman onu nerede ve nasıl göreceğini tahmin edememişti.

Onu görmeyi isteme sebebi neydi ? Özlemek ? Yada neden böyle olduğunu öğrenip sonsuza dek tekrar görüşmemek ?
Yıldız ile ilgili hiç bir şeyin Jong Hyun için net olmaması sinir bozucuydu.

"Ah lanet olsun !" dedi, saçlarını elleriyle sinirli bir şekilde dağıttı ve yataktan kalktı.

Woo Bin in üstüne basmamaya özen göstererek banyoya gitti.
İyi bir duşun ona iyi gelebileceğini, düşüncelerinden sıyrılabileceğini umuyordu. Haklıydı da..



Duşa girdi ve suyu açtı. Yukarıdan gelen ılık su yüzünü ıslattı. Şimdiden sakinleşmiş hissediyordu.
Suyun altında bir iki saniye bekledikten sonra saçını şampuanladı. Kafasındaki köpükleri durulamadan banyonun içinden bir ses geldi.

Dengesiz konan şeylerden birinin düşmüş olabileceğini düşünüp kabinin kapısını sonuna kadar açtığında yüzünü havluyla kurulayan Woo Bin ile karşılaştı. Woo Bin in ona dönmesi ile önce Jong Hyun ardından Woo Bin bağırmaya başladı ve banyodan çıkıp kapıyı kapattı.

Kapıya yaslandığında diğer üyeler endişeli bir şekilde ona bakıp ne olduğunu sordular.

Jong Hyun da kapının arkasından söyleniyordu.
"Biri duştayken banyoya nasıl girebilirsin ?! Burayı sevgilinin evi mi sanıyorsun ?!.."

Woo Bin in gülüp sonra da olanları üyelere anlatığını duyduğunda, kısa süre için dahi olsa burada yaşadığı için kurallar hakkında onunla konuşması gerektiğini düşündü. Ardından gözlerini yapmaya başlayan köpükten kurtulmak için tekrar duşa döndü.

***

Dilara kalma teklifinin hala geçerli olduğunu öğrendiğinde sevindi ve eve girip biraz konuştular.

Yıldız ve Mika nezaketen evlerini açtıkları kıza neden teyzesinde kalmadığını sorduklarında cevap alamamışlardı.
Yıldız yinede gülümsedi ve konuyu değiştirip pizza sipariş etmeyi teklif etti. Bu fikir herkesin hoşuna gitmişti.

"O zaman önce telefonumu bulmalıyım."

Yıldız önce etrafına bakındı. Ondan ardından kalkıp yastıkların arasına baktı. Sonra telefonunu ceketinin cebinde bıraktığını hatırlayıp bir yatağın dahi sığamayacağı kadar küçük bir odaya girdi.

Bu oda Yıldızın sahip olduğu tek odaydı.
Evinin tamamı tuvalet, bu oda ve mutfağa bağlı bir salondan oluştuğu için yatağını salona gardrobunu da bu odaya koymak zorunda kalmıştı.

Kapının arkasına asılı ceketinin cebinden telefonunu çıkardığında kendi kendine zafer işareti yaptı. Çünkü telefonunu orada bulamam ihtimali yüksekti. O ve onun cep telefonu..

Kafasına doluşan düşünceleri sallayarak savurdu ve sık kullanılanlardan pizzacının numarasını buldu.
Üç kişiye yeteceğini düşündüğü kadar picca sipariş etti.

Evet, sipariş verirken 'picca' demeyi seviyordu. Kendi küçük eğlencesiydi bu.

Siparişi verip yatak odasına... yani salona döndüğünde Mikanın Minopoli oyununu kurmuş olduğunu gördü. 'Tam bir kız gecesi olacak' diye düşünmeden edemedi.

Üç genç kız, bir iki oyun, pizza ve belki biraz da dedikodu. Yıldız hep istediği şeye şimdi mi kavuşuyordu yani ?

Tamam çocukken erkeklerle zaman geçirmek te eğlenceliydi ama Yıldızın sevdiği şu masa oyunlarını oynamak gerçekten zordu.
Bir kere Monopoli oynamışlardı ve içlerinden biri kağıtları boşverip gerçek para ile oynamayı teklif ettiğinde hepsi büyük bir heyecan ile kabul etmişti. Tüm harçlığını kaybeden Yıldız dışında.

'Bu kumardı' diye düşündü ve gülümsedi. Televizyon çocuklara gerçekten kötü örnek oluyordu.


Yine de hiç yoktan iyiydi çünkü çocuklar bu oyunları sevmemelerine rağmen sırf Yıldız için oynamayı kabul ederlerdi. Ve bazen Mete ona yardım ederdi.

Jenga da tehlikeli bir yere geldiklerinde, sırası Yıldızdan hemen önce olan Mete her defasında elini çarpması imkansız yerlere çarpar,Yıldıza dönüp göz kırpar, sonra da oyunun cezasını çekerdi.

'Mete acaba şu an ne yapıyor ?' diye mırıldandı kimsenin onu duyamayacağı kadar kısık bir sesle.

***

Mete Yıldızı eve bıraktıktan sonra kendi evine gitmeyi düşündü. Birkaç aylığına iki katlı lüks bir müstakil ev kiralamış ve çoktan içini döşemişti.

Şimdiye çoktan o güzel evinde olmalıydı ama bulunduğu sahil evine yakın bir yer gibi durmuyordu. Anlaşılan yine kaybolmuştu.

Mete bunu hep yapıyordu. Dalıyor ve yanlış yerden sapıyor, sonrada kayboluyordu.
Yıldız her defasında onu izlediği dizilerden bir karaktere benzetirdi. Bir nailist.. Adı Gey yada Key gibi bir şeydi. Mete hangisi olduğuna emin olamadı.
Zaten umurunda da değildi.

Onun umurunda olan Yıldızın o karakteri çok sevip bir huyunu ona benzetmesiydi.

Ayrıca şu an düşünmesi gereken daha önemli şeyler vardı. Evine nasıl döneceği gibi.
Kimi arayacağını bilmiyordu.

Yıldızın orada olmasını ve yine ona yolu tarif etmesini diledi. Ama gelemezdi çünkü Mete Yıldızı daha kendi bile neresi olduğunu bilmediği tehlikeli görünen bir yere çağıracak kadar odun değildi.

Navigasyonu ile dönebilirdi eve ama Meteye düşman olan teknoloji yine yapacağını yapmış, tam ihtiyacı olduğu sırada navigasyonu bozulmuştu.

Neyse ki akıllı telefonu vardı. Hemen mobil veriyi etkinleştirdi ve navigasyona girdi. Yeterli bakiye bulunmamaktadır. Mete sert bir şekilde direksiyona vurdu.

"Lanet olası yurt dışı fiyatları!! Daha yeni yüklemiştim." Başı ağrımaya başladığı için şakaklarını ovuşturdu. "Faturalı hatta geçmenin vakti gelmiş."


Arabasından çıktı ve etrafına bakındı. Bir ankesörlü telefon!
Elini cebine attı ve bir avuç bozukluk çıkarttı. Telefonun bunlarla çalışmasını umarak yanına gitti.
Çalışıyordu.

Cep telefonuna bakarak şirketten ingilizce bilen birilerinin numarasını çevirdi.
Beklediğinin aksine nazik tepkiler almıştı. 'Bu konuda türkler bir koreliler iki olmalı' diye düşündü. Yani en azından şimdiye kadar karşılaştıkları insanlar öyleydi.

Belki de parası var diyeydi. Ama yine de avrupa ve amerikalılardan iyiydiler.

Mete düşüncelere dalmış bir süre bekledikten sonra biri arabasının camına vurdu.
Şirketten gönderilen genç bir stajer. Hoş görünen iyi görünümlü biriydi.
Hevesli bir stajere benziyordu ve akıcı bir şekilde ingilizce konuşuyordu. Mete sonradan yarı amerikalı olduğunu öğrenecekti.

Mete arabasından çıktığında çocuk eğilerek selam verdi ve adını Park Jong Hyun olduğunu söyledi.
Bu Mete nin kısa bir an hayal kırıklığına uğramasına neden olmuştu. İsimlere önem verirdi ve Jong Hyun adında sinirlerini bozan biri zaten vardı.

Ama eve dönmek için başka yol denemekten yada sırf onun için bu kadar yolu gelen birine nezaketsizlik yapmak istemiyordu.
Bu yüzden aynı şekilde selam verdi ve kendini tanıttıktan sonra anahtarı Jong Hyun a verip sürücü koltuğunun yanındaki koltuğa oturdu.

Sonunda eve gelip kapıyı açtığında içeriden hızla koşan bir köpek ayaklarına süründü. Bu Yıldıza fotoğraflarını yolladığı ve yanıt vermezse korelilere vermekle tehdit ettiği köpekti.

Kaza ile karşılaşmışlardı ve sahibi olmadığını öğrenince sahiplenmek zorunda hissetmişti.
Şimdi ise Yıldızın hoşuna gidebileceğini düşündü.

"Acaba yarın onu biri ile tanıştıracağımı söylesem gelir mi ki ?"

Bu günkü hayal kırıklığından sonra ihtimali düşüktü. Ama Yıldız ona kırılmamıştır..

Ceketinden Yıldızın çizdiği manhwa yı kitaplığında hoş bir yere yerleştirdi ve ceketini koltuğun kenarına fırlattı.

Yıldız en azında onun arkadaşı.. Her gün görüşmeleri tuhaf kaçmazdı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder